ÜLKEMİZDEKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI (ÖRGÜTLERİ)

ÜLKEMİZDEKİ SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI (ÖRGÜTLERİ)

         Sivil toplum örgütleri demokratik sistemler içinde vazgeçilmez temel unsurlardan biridir. Sivil toplum örgütleri kendi içinde aynı düşünceyi paylaşan insanların bir araya gelmesiyle kurumsallaşmaktadır. Bu örgütler her ne kadar tek tip özellik gösteriyor olsalar bile bunlar kendi çatıları altında bir güç oluşturmaktadır. Farklı amaç ve anlayış altında çalışan sivil toplum örgütleri bir şehirde, bölgede ya da ülke bütününde bir demet oluşturmaktadır. Bu da çeşitlilik ve zenginlik olarak değerlendirilmelidir. Toplumda sosyal dokuyu koruyan bölgeler özelliklere ve güzelliklere sahip çıkan ve yaşatan kuruluşlardır. Bu örgütler toplum düşüncesinin özgürleşmesine ve siyasi kalitenin yükselmesine büyük katkı sağlamaktadır. Sivil toplum örgütleri kendi ürettiğini bir başkasına dayatmaz. Eğer bir dayatma olursa bir başka örgüt de kendi üretimini dayatır. Bu bakımdan dayatma sivil toplum kuruluşlarının düşmanıdır. Sivil toplum örgütleri özgür düşünce ve özgür teşebbüsle beslenir. Bu yapılardan dolayı sivil bir gücü temsil etmekte ve üçüncü sektör olarak isimlendirilmektedir. Birinci sektör; yasa, yönetmelik, mevzuatla yönetim ve faaliyet içinde bulunan devlet sektörüdür. İkinci sektör ise kazancını maksimum kılacak anlayış içinde çalışan sermaye sahipleri, şirketler ve çalışanlardır. Üçüncü sektör ise her iki ortamda bulunan ve bulunmayan insanlardan oluşan, gönüllülerin bulunduğu sektördür. Bu sektör sivil kuruluşlardır. Bunlar üçüncü sektör olarak isimlendirilmektedir. Bu kuruluşların üretiminde, yasa, yönetmelik ve mevzuatlar devlet sektöründe olduğu gibi sınırlayıcı değildir. Gönüllü olarak hizmet edenler, şirket ve sermaye kesiminde olduğu gibi kar amacı taşımadığı ve özgür düşünen, özgür hareket eden insanlardan meydana gelmediği aşikârdır. Üçüncü sektör olarak sivil toplum örgütleri diğer sektörlere göre daha kaliteli, daha özgün çalışmalar yaparak yerel ve merkezi yönetimlere katkı sağlamaktadırlar.

         Türkiye’deki sivil toplum örgütleri; Kızılay, Tema, Türk Hava Kurumu, Mimarlar ve Mühendisler Odası, Ticaret ve Sanayi Odaları gibi yarı resmi örgütler, dernekler, vakıflar ve sendikalar gibi sivil örgütler olarak sınıflandırılabilir. Bu ikinci grup örgütler yasalar çerçevesinde devlet kurumlarından izin alarak faaliyet göstermektedirler. Sivil toplum kuruluşları son yıllarda da gelişmelere paralel olarak dünya gündeminin başlıca konularından biri olup, ülkemiz içinde büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de bulunan 1793 sivil toplum kuruluşu, merkezlerinin bulunduğu yere göre gruplandırıldığında,  bunların 708’inin İstanbul’da, 444’ünün Ankara’da, 189’unun İzmir’de, 453’ünün diğer illerde olduğu görülür. Bu oranlar sivil toplum kuruluşlarının ülke geneline yayılmadığını, daha çok büyük şehirlerde olduğunu göstermektedir. Bu da sivil toplum kuruluşlarının yurt çapında henüz tam olarak gelişmediğini göstermektedir. Kuruluş yıllarına bakıldığında 1710 sivil toplum kuruluşundan 106’sının 1950 ve öncesinde, 104’ünün 1951-1960, 159’unun 1961-1970, 194’ünün 1971-1980, 488’inin 1981-1990 ve 659’unun 1991 ve sonrasında kurulmuş olduğu anlaşılmaktadır. 1980’den sonra dernekleri yeniden kurulmaya zorlayan yasal düzenlemelerin etkisiyle bazı derneklerin yeniden kuruluş tarihlerini belirtmiş olması da olasıdır. Yine de, Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarının üçte ikisinin son on beş yılda kurulmuş olması ilgi çekicidir. Son yıllarda sivil toplum kuruluşlarının önemi iyice anlaşılmış ve bu konuda çalışmaların yoğunlaştığı görülmektedir.

TEMA (TÜRKİYE EROZYONLA MÜCADELE, AĞAÇLANDIRMA VE DOĞAL VARLIKLARI KORUMA VAKFI)

TEMA Vakfı 1992 yılında, Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit tarafından kurulmuştur. Dünya çapında tanınan bir dendrolojist olan Hayrettin Karaca, yeni türler ve doğal hayatı incelerken, Türkiye'nin bin bir köşesini de ziyaret etme fırsatı bulmuştur. Gezileri sırasında yoğun erozyonu, bitki türlerinin yok oluşu, kuruyan çeşmeleri, yangınların kasıp kavurduğu ormanları gözlemleyen Hayrettin Karaca, doğanın tahrip ve yok olmasının önüne geçecek çalışmalar yapılması gerektiğine karar vererek, daha sonraları Toprak Dede olarak tanınmasına neden olan, ülkenin dört bir yanında bu sorunları dile getiren konuşmalar yapmaya başladı. Bu durumu değerlendiren Hayrettin Karaca ve yakın arkadaşı Nihat Gökyiğit, bireysel çabalarla toplumun dikkatinin çekilemeyeceğini ve bir teşkilat içinde planlı, programlı hareket edilmesi gerektiği kararına vardılar ve TEMA Vakfı'nı kurdular. TEMA Vakfı'nın temel amacı Türkiye'nin geleceğini tehdit eden erozyon tehlikesi konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak ve etkin kamuoyu oluşturmaktır. Tema’nın temel ilgi ve faaliyet alanları, toprak erozyonu, ormansızlaşma, tarım alanlarında verimlik ve biyoçeşitliliğin korunmasıdır. TEMA kırsal kalkınma amaçlı erozyon önleme, mera ve havza ıslahı, ağaçlandırma projeler tasarlamakta ve uygulamaktadır. TEMA Vakfı, kamuoyunun ekosistemlere yönelik tehlikeler konusunda bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve çözümler üretmesine yardımcı olmaktadır. Bu nedenle vakıf bütçesinin önemli bir bölümü TEMA projelerine ayrılmaktadır.

TEMA VAKFI’NIN AMAÇLARI

1.   Ülkemizde doğal varlıkların ve çevre sağlığın korunması, erozyonla mücadele, toprak örtüsü ve toprağın korunması ve ağaçlandırmanın önemi hakkında kamuoyunu eğitmek ve bilinçlendirmek.

2.    Erozyon felaketinin doğuracağı sonuçlar, alınacak önlemler konusunda halkımızı bilgilendirmek, bilinçlendirmek ve böylece oluşturulacak bilinçli ve etkin kamuoyu desteği ile hükümetleri erozyonla mücadelede, gerçekçi ve uygulanabilir politikalar üretme ve uygulamaya teşvik etmek.

3.    Biyoçeşitlilik, toprak, su ve doğal çevrenin korunmasına ilişkin milli politikaların oluşturulmasına yardımcı olmak ve bu esaslardan ödün verilmemesi için mücadele etmek.

4.    Ağaç ve orman sevgisini topluma mal etmek.

5.    Hayvancılığın temeli olan çayır ve meraları koruyup, geliştirmek.

6.    Doğal zenginliklerimizin bilinçsizce kullanılıp, geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmasına izin vermeyerek, korumak, geliştirmek ve Türkiye'nin geleceğini güvenceye almak.

7.    Çölleşmeyle mücadelede dünyaya örnek bir hareketi Türkiye'den başlatmak.

8.    Doğal varlıkların, insan sağlığının, yeşil alanların, toprak ve bitki örtüsünün, ormanların, meraların korunması, geliştirilmesi ve yenilerinin teşkil edilmesini sağlamak için faaliyette bulunmak.

9.    Bu amaçları gerçekleştirmek için gerekli teşkilatın oluşturulmasını, yasaların çıkmasını sağlamak ve gönüllü kuruluşların öncülüğünde toplumun bütün kesimlerinin desteği ile erozyonla mücadelenin ikinci bir İstiklal Savaşı kabul edilerek erozyon tehlikesi ile mücadele edilmesi.

TEMA Vakfı, çevreye en az zarar vermesi ve yenilenebilir enerji kaynağı olması nedeniyle güneş ve rüzgâr enerjisi teknolojisini savunmaktadır. Avrupa ve Amerika'da, son yıllarda güneş ve rüzgâr teknolojisi alanında büyük gelişmeler kaydedilmiştir. Çevre dostu yeni enerji teknolojilerinin maliyetlerini ucuzlatmak için çaba gösterilmektedir. Fosil yakıtlarına (kömür, petrol ve doğalgaz) dayalı enerji santralleri, sera gazı emisyonları yüzünden çevreye büyük zarar vermekte, doğa ve insan sağlığını bozmakta ve hava kirliliğini arttırmaktadır. Nükleer enerji santralleri da görece temiz bir enerji seçeneği sunmaktadır. Ancak, TEMA, Türkiye'nin uzun vadede nükleer enerji veya fosil yakıtlarına dayanan enerji santralleri yerine rüzgâr ve güneş enerjisi teknolojisini geliştirmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu da ancak devletin enerji politikasının değişmesiyle mümkün olacaktır. TEMA Vakfı, Türkiye'nin genel enerji politikasının tartışılması ve temiz enerji seçeneklerinin desteklenmesiyle, bu sorunun uzun vadede çözülebileceğini düşünmektedir.

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !