LAİKLİK GÜNÜ (5 ŞUBAT)

İnsan topluluklarını bazen bir kişi, bazen bir grup yönetmiştir. Tarih boyunca yönetenlerin koydukları kurallar idare ettikleri insanlarca beğenilmemiş ve karşı çıkışlar olmuştur. Yönetenlerde halka karşı zora başvurmuşlardır. Eski Mısır’da firavunlar tanrısal gücü de ellerinde bulundurduklarını söyleyerek halkı dinsel ve ekonomik olarak sömürüyorlardı.

         Orta Çağ’da Avrupa’da birçok kral ve prens de kendilerini Tanrı’nın dünyadaki gölgesi ilan ederek, ülkelerini Tanrı adına yönettiklerini ileri sürüyorlardı.

         Orta Asya Türk Devletlerinde ve Selçuklular da Beyler, Hakanlar ve Sultanlar; Türk Milleti’ni yönetirlerken dini bir kisveye bürünmemişlerdir. Hatta yayınladıkları fermanlara Hakan’ın eşi Hatun’un da imzası ve mührü bulunmaktadır. Divan ya da Kurultay kararları ile çoğulculuk esası aranmıştır. Osmanlı Devleti’nin kuruluş aşamasında Türk devlet gelenek ve töresine uygun hareket edilmiş, yükselişe geçişle Bizans ve Arap müesseseleri devlette kurumlaşmaya başlamıştır. Yavuz Sultan Selim’in 1517’de Mısır’ı fethetmesiyle son Abbasi Halifesi III. Mütevekkil’den İslam Halifeliğini devralmasıyla Osmanlı Devleti 400 yıl dini bir otorite ile yönetilmiştir. Din ve devlet işleri birlikte yürütülmüştür.

         Atatürk; saltanatı kaldırıp Cumhuriyeti ilan etmesiyle halifeliğin de gereksizliğine kanaat getirerek onu da kaldırmıştır ve Laiklik ilkesi benimsenmiştir. 5 Şubat 1928’de Laiklik ilkesini benimseyen yasayı kabul etti. Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlenen laiklik ilkesi, Türk Devriminin vazgeçilmez bir unsurudur. Demokratik olmanın da gereği...


Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir kavramdır. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923'de şu sözleri söylüyordu:


"Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır ki, son din olmuştur. Bir dinin tabi olması için akla, fenne, ilme ve mantığa uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur."

Genç Türkiye Cumhuriyeti Devletinin sağlam temeller üzerine oturtulabilmesi için, ilk önce devletin kurum ve kuruluşlarının laikleştirilmesi gerekiyordu.

 

 

 DEVLETİN LAİKLEŞTİRİLMESİ

 

1.)Samsun’a çıkış. Amasya kararları, Erzurum, Sivas Kongreleri ile ulusun kendi kaderini kendisinin belirlemesi ilkesinin vurgulanması.

2.)23 Nisan 1920'de T.B.M.M.'nin açılması. "Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur" ilkesinin kurtuluşun ve kuruluşun simgesi olması.

3.)20 Ocak 1921 Anayasasının kabulü.

4.)1 Kasım 1921 Saltanatın kaldırılması.

5.)29 Ekim 1 923 Cumhuriyetin ilânı.

6.)3 Mart 1924 Hilafetin kaldırılması.

7.)20 Nisan 1924 Anayasasının kabulü.

8.)10 Nisan 1928 Anayasadan Türkiye Devletinin "Dini İslam’dır" hükmünün çıkarılması.

9.) 5 Şubat 1937 Anayasada değişiklik yapılarak Türkiye Devletinin cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçı olduğu hükmünün Anayasaya konması.

 

HUKUKUN LAİKLEŞTİRİLMESİ

 

1.)8 Nisan 1924 Şer’i mahkemelerinin kaldırılması.

2.)30 Kasım 1925 Tekke ve Zaviyelerin kapatılması

3.)17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanununun kabulü.

4.)22 Nisan 1926 Borçlar Kanununun hazırlanması.

5.)24 Kasım 1929 İcra, İflas Kanunlarının kabulü.

6.)15 Mayıs 1929 Deniz Ticaret Kanununun kabulü.

7.)5 Aralık 1934 Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkının verilmesi.

 

EĞİTİMİN LAİKLEŞTİRİLMESİ

 

1.)3 Mart 1924 Tevhidi Tedrisat (Öğrenimin Birleştirilmesi) Kanunu

2.)5 Kasım 1925 Ankara Hukuk Fakültesinin açılması.

3.)26 Aralık 1925 Uluslararası Takvim ve Saatin kabul edilmesi.

4.)24 Mayıs 1928 Lâtin rakamlarının kabulü.

5.)1 Kasım 1928 Latin alfabesinin kabulü.

6.)10 Haziran 1933 Maarif Teşkilatı Hakkındaki Kanun’un kabulü.

7. )1 Ağustos 1933 Üniversiteler Kanununun çıkarılması, Darülfünun'un kaldırılması. İstanbul Üniversitesinin kurulması.

 

KÜLTÜRÜN LAİKLEŞTİRİLMESİ

 

Kültürde lâikleşmenin yollan aranırken elbette örf ve adetlere bağlı kalınacaktı. Tarihten gelen hiçbir şey yok edilmeyecekti.

İşte bu düşünceden yola çıkılarak;


1.)30 Kasım 1925 tarihinde 677 sayılı Kanun ile Meclis tarikatları yasaklıyor, tekke, türbe ve zaviyeler kapatılıyordu.

2.)25 Aralık 1925 tarihinde de Meclis tarafından şeyhlik, seyitlik, üfürükçülük, dervişlik, emirlik, falcılık, büyücülük, muskacılık gibi san ve sıfatların kullanılması ve bunlara ait özel kıyafetlerin giyilmesi yasaklanıyordu.

 

Söylev ve Demeçlerinden Atatürk'ün laiklikle ilgili görüşleri

“Mensubu olmakla mütmain (tatmin) ve mesut bulunduğumuz İslâmiyet dinini yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere bir politika aracı durumundan kurtarmak ve yüceltmenin kesin elzem olduğu gerçeğini gözlüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inanç ve vicdani kanaatlerimizi, karışık ve dönek olan her türlü çıkar ve tutkusuna sahne olan politikacılardan ve politikanın bütün organlarından bir an evvel ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyevî ve uhrevî (ahretle ilgili) saadetinin emrettiği bir zorunluluktur." (Söylev ve Demeçler C. I. sh. 330)


“Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz biri milletin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddî menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz." (Kılıç Ali-Atatürk’ün Hususiyetleri, sh. 116)

"Artık Türkiye, din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar." (Söylev ve Demeçler C. III. sh. 76)

“Herkes ibadetinde serbesttir. "

“Kimsenin düşüncesine, ibadetine engel olunamaz. "

“Dini düşünce inançlara saygılı olmak, öteden beri doğal ve genel bir anlayıştır. "

“Laiklik, yalnız din, ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir; tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü demektir. "

“Yaşamda en gerçek yol gösterici bilimdir, tekniktir. "

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !